
Nelerle yatıp kalkıyoruz. Ne senin her anında, her yerinde o kadar yükle birlikte nasıl yaşıyor olursan; taşıdığın öyle bedensel değil, belini büken, ağır, gittikçe daha ağırlaşan, sırf o yüzden gidebileceğin onca yolu tık nefes gitmek… Atsan atılmaz, satsan satılmaz yükün olarak sırtına bağlanmış; alışmış olmak yine de zor.
Catherine Deneuve güzel bir film yıldızıydı, dıydı hâlâ. Fazla uzanıp koltuğa “anlat” dendiğinde, nereden çıktı şimdi bu güzel kadın, ne işi var “Nefes Kesen Dakikalar” adlı bir film… Filmin sonunda bir sahne: çok yüksek bir gökdelenin tepesi, orada bir kapışma, boğuşma sahnesi hafızaya kazınmış. Acaba bundan mı yükseklik korkusu? O çok ağır yüklerden biri bu mu? Hani bana anneni anlat esprisinde, ben ebemi anlatayım; yılların hatırasında o da var. O kadar ağır değil, olsun, yine de komik bir yük.
Unutulmak için yaşanmış şeyler… Bakkala gittim, ekmek aldım, geldim benzeri; yarın öbür gün anlatamayacağın bir zaman dilimi, yenmiş, sıyırılmış karpuz kabuğu misali, at çöpe gitsin. Masanın üstündeki örtüyü hatırlıyor musun? “A, evet, üstünde ekru desenleri vardı ya, ne kadar güzeldi, ne oldu ona?” Tam burada yanık kokusu… Ortaya ne masası, ne örtüsü; kimin, neyin onlarca soru… Kafa burada ızgara görmüş çupra misali bir cazırtı. Onu da taşıdınız, hem de bunca yıl buraya kadar. Bakmayı beceremiyor olmak… Uzan koltuğa, bu da yük, at gitsin. E, geldik, ondan uzandık koltuğa.
Bu ben miyim?
Sen değilsin, o da değil. Kafama aldığım kalıplar senle, onunla değil; özellikle çoğu birkaç bedenin ortak tanımı, yan ürün. Aslı çoktan bu dünyayı bırakmış, bitirmiş, gitmiş. Asıllarından küçük kopyalar… Birçoğu, birçoğu hep her yerde rast geleceğimiz aynı kalıplar; biraz rötuşlu olabilirler. Yaşanmışlıklar, yaşandıkları yerde genelde adlarını bırakıp birer can olup, büyük bir ihtimal bir kaç kol bacak bırakıp başka birer kol bacak alıp var oluyorlar hayallerde. Hayal ettiklerin genelde asıllarından daha seçkin, daha yetenekli, daha kıvamlı. Öyle taşımak daha kolay. Dikeniyle, sıvısıyla, bütün kütlesiyle hayal edince çok ağır geliyor, taşınmaz oluyorlar. O yüzden budaya budaya bir kıvama sokup, orada kuantum değil bu, geri gidelim, gidince aynısını bulalım… O yetenek olmayınca makyaj; bu böyle daha kolay paketlenip taşınıyor, kargo torbası misali.
