Penguenler Gibi Gitmek: İnsan Neden Yalnızlığı Seçer

yanliz-penguen

Bir penguen belgeseli… Hani bırakıp giden çoğumuzun, gidilen yer ölüme bile çıkıyor olsa, içten içe özenmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu tahmin ediyorum. Dünyaca nasıl bir topluluk olmaya doğru gidiyoruz, insan ister istemez bunu düşünüyor.

William Golding’in Sineklerin Tanrısı’ndaki diyalog gibi. Simon, duraksaya duraksaya şöyle der:
“Bir canavar var belki. Demek istediğim şu, bizden başka canavar yok belki.”

Yalnızlığın kalitesini, yaşamın içinden biraz sıyrılarak; az dokunulur, dokunur halde olmakta ya da belki hiç dokunmamak ve dokunulmamak noktasına erişmeye çalışmakta aramak… Oralarda bir yerde durmak, bir yer edinme gayreti içinde olmak.

Pandemiyle edinilmiş “dokunursan, dokunulursan bulaşır” mantığının bu kadar yaygınlaşmış olmasına artık ses çıkarılmaması, hatta ses çıkarılamaz hale gelmesi de aklın bir köşesinde duruyor. Kötülüğün bulaşmaması için, hiç olmazsa uzak durmak adına yalnızlığı tercih etmek, oraya konuşlanmaya çalışmak, siper almak. Gölgesine bile yaklaşırken “vay canına, bu yakıyormuş” korkusuyla yalnızlığa yönelmek.

Kaliteli bir şekilde kendin olmanın, en doğru ortamı seçme meselesi bu. “Bu da benim” denilen ve aynı şeyleri, aynı döküntüyü yarıştırır gibi yapmamak adına birçok olaydan ve durumdan vazgeçmenin tadı da bir başka. Yenmez.

Penguen, bizim yaptığımız kadar beynini yordu mu? Yoksa biz ona “çok akıllı, çok değerli bir seçim yaptı” derken, aslında yolu mu kaybettik? Belki de bizde çok görülen, araya kaynak yapma, yan şerit sevdasıyla kısa yol budur aklı… O da az şey değil.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir