Ay Işığındaki Eski Hatıralar

Ay Işığındaki Eski Hatıralar

Bir şarkıya, ay ışığına takılıp geliyorsun... Kurulduğun yer yalnızlığın yanı başı! Ne onu rahat bırakıyorsun; sen gelince gidiyor gevezeliğinde, sessizliğine kaçmış yine. Ne var anlatmayacağın, ne yine? Neden kalemle koyu bir sohbete girip benim işimi kolaya götürmüyorsun? Bakma öyle; senin şarkıların yine fısıldıyor, binip bir Eylül gecesine pılını pırtını toplamışsın yine. Ağır yükünle gitmeden az önce uğrayayım...

Biliyor musun? Nobel senin gibi ne yazdığını bilmeyen, başlayınca "Şu olsun", olmadı "Bu olur" tarzı... Beyninde (sen derdin ya) "O kadar çok tren kalkıyor beynimde, kimin nereye gittiğini ben bilmiyorum. Beynimde kalktıktan sonra nereye gittiği biraz anlaşılıyor, o zaman da nereye gittiğinin önemi kalmıyor." İneceğin istasyonu bilmeden binilen trenler... Hepsi bir yerlerden bir yerlere gidiyor, sen artık önemi olmayan bir yerlere gidiyorsun.
  
Kalem de aynı kafada seninle: "Bırak beni ben yazayım, sen arkana yaslan, bırak ben seni bir yerlere götüreyim..."
  
Ay ne kadar parlak! Onunla geldin, bari gözlerinde olanı saklamadığını anlat; sakladıkların sana kalsın. Bir ara boş bulundum; kalemle sohbet etseydin, o da seni bekliyor. Ve ay ışığından hazzettiği söylenemez, bir kedi telaşında o da.
  
Ne kadar kendini sever bir haldesin! Yalnızlığın yanına ilişeceğine yerini kapmış bir halde... Nasıl da bakıyor, nasıl da aranıyor! Koskoca mekanda yer bulamamış hallerdesiniz ikiniz de.
  
Zamanı ne çok geriye sarar oldum! Sanki her yer doluymuş gibi, müşterisi bizden başka yok bir barda... İkış tıkış birbirimize sokulmuşluğumuz, sesi çok kısılmış müzik... Tıpkı kalem gibi gözü üstümüzde delikanlı çalışan, kalabalığı birbirimize sokulmamıza sebep... Sanki belediye otobüsü kalabalığı varmış, biz ondan... Soğuk dışarıda, serinliği biraz üstümüze sinmiş olabilir. Az sonra çıkıldığında sen de seversin soğuğu, üstelik sokulmaya neden olmasını ayrıca... Yine aynı zamanı tersine yaşandığı gibi olmasa da aklımda kaldığı kadarıyla.
  
"Bırak" diyordun, "Bırak her şeyi... Yaşamak çok güzel gelmese de yaşandığı gibi kalsa bile, yaşandığı anlara saygıyla..." Tezek kokan sığırların ne kokarsa koksun insandan daha içten olduğunu anlatırdın. Doğu'nun içine ne katılıyorsa lezzet diye lezzeti yok, kendisi güzel; pişince bir başka tadı oluyor, ekmeklerini severdin. Ekmek dediğin şimdinin çeşnili ekmekleri değil, anlatırdın.
  
Ne çok zamanımız varmış anlatmaya, anlatmana... Aklımda çok azı kalsa bile hani kalemin de az desteği yok; mırıldandığın şarkıları bile "Bak bu" diyecek kadar kulak vermişliği var. Kaçıncı nesildir aynılık...
  
Bulut arasına girmeden, yağmura az varken ay ışığına takılıp gideceksin, biliyorum. Hep bir gezegenin olsun; küçük, ufacık, sığdığın... Gülün olsun, öyle kal! Gülün senin olsun, o da sığsın, koru onu; sanki başka prenslerin olmamış, yokmuş gibi... Gülüm olmayı da gözüne kestirememişken.
  
Bu dünya sana küçük geldi, bu dünyaya bile sığamamışken sen...

Bu yazıyı paylaş

Facebook X Threads LinkedIn
#Yaşam