Sonra Bakıyorlar Ne Sorduklarına

Akşamı sabahı da karanlık günler uzuyor ışıkları yok. Hep anlattığı bu kısacık ay içine tıklım tepeş bir dolu sığdırılmışlıklar. Kısa oluverince akla hemen şiir geliyor. Paris’te soruyorlar bu genç adamla sen kart karı demiyorlar sen diyorlar ne yapıyorsun? Sonra bakıyorlar ne sorduklarını olur ya. Yorulmuş yorgun bakıyor daha yaşlı bakıyor olmalı ondan soruyorlar bile olabilir. Kanseri yardım ediyor bir Zürich kısa gününde gitme beni bırakma dediği adamı bırakıp gidiyor. Her şeye hazır aşka, gitmeye, kalmaya, Ankara puslu siyaha yakın günlerin tablosu anlatmayı en sevdiği adını söylemiyor. Bir Paris radyosu ondan çalıyor gri sabahlarda. Tezer Özlü havası tam da Şubatı severdi. Onca yıl sonra bile zor yakışıyor Dı takısı.

Tezer Özlü

Alış veriş sonrası gel çay hazır bir bardak iç.

Yazı ona başka. Hiç konuşulmayanı anlattığını biliyor o.

Biri daha yaşamaktan vazgeçmiş. Buraya kadar. Zweig o da vazgeçmişti, karısıyla. Şeker portakalı kitabının atıf yazısında bir yaşamaktan vazgeçmişlik vardır.

Bir yaranın üstüne gürül gürül kanayan bir yaranın üstüne gelişigüzel hunharca belki de avucu doldururcasına tutulup birden basılmış bir pamuk yığını sonra yaranın kabuğu yaranın yarası olup kaldırılmayıp bir daha kanamasın diye orada bırakılıp yara olmuş irinsiz, orada kalmış.

Bir bardak çay, anlattığını o biliyor. O artık kanamayan yaranın pamuğunu. Kaldırmıyor, kanamasın.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir