Kitap Sayfalarından Çıkan Anılar: Zamanın Durması Gereken O Eski Yerler

Bir müziğin arasından, bir şiirin satırlarından, bir anının ucundan, bir kitabın sayfalarından çıkar gelirdi... Öyle yaptı yine. Zamanın durması gereken yerde durmayıp ta buralarda durması; ne bekliyorsa bir de ardına bakıp "Geliyor mu?" diye beklediği... Ben olmalıyım; zamanın ağır ağır gideri oluyorum, kolay geçsin işime gelmiyor. Gittiğinde yeni öğrencisi olan ben; öğretilecek o kadar şey varken üstelik, az bir şey hayatın raylarına yeni yeni yerleştirirken vagonlarımı... Vagon değil dekovildi; o kadara yetiyordu gücüm, o kadarını becerebiliyor olmalıydım. Bilmediğim dillerden şarkı sözlerini çevirirken (hani dişlerinin arasından, dilinin üstünden, genzinden çıkardığın seslerle) bana ne kadar yabancıydın. Tanışmaya çalışıp tanışmıyorduk her seferinde. Seninle beraber dolaşmayı seven her eşyanın bir yerlerinden yeni bir şeyler çıkarıp neden duramadığını, neden kalamadığını, neler olması gerekirken neden olmadığını, olamadığını göstererek... İstediğin bu değildi, hikaye anlatmaktı niyetin; benim bilmediğim, görmediğim mevsimleri, zamanları, renklerini hayatın... Senin koyu grilere çalan sığamamalıkların, sığamayışların... Her gittiğin yerden yarım kalmış bir dolu öykü aldığın, bir dolusunu yaşarken sıkılıp bıraktığın... Hayatın senin için hep yarım kalmışlıklar olduğu; sigaranı yarısında söndürdüğün, hep kadehin dibinde bir şeyler bırakıp tabağını hiç silip süpürmediğin... Ne kadar açlığın olursa olsun bir şeyler geride kalsın diye tüm gayretinle... Her seferinde yola çıkışlarında her şeyini topladığın, kalanların geride kalanlara bıraktığın anılar... Adını sen koy: Yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar... Hepsi yarım!
Şimdilerde sen aynı yerde, aynı yaşta, aynı zamanda birden durup... Senelerin hepsini toplayıp gelen ben olunca, zamanı taşımak, aynılığı bir yerlerde bırakıp "Eskidi onlar artık, koy kapının önüne, birileri nasılsa alırlar"a terk edilecek durumda olmadıklarından... Semerimde onca yükle bir yerlerde senin yapamadığın kalmalar, dinlenmeler, soluklanmalar... Koşuşturmacalarına inat, yine de gittikçe ağırlaşan yükle zamanın çekiştirmesine direne direne... Yaşlanmayınca nasıl koşuşturmacaların kalıyor hayatta! Bir yerlerde sana "Dur" diyen hayat, nasıl da bırakıyor beni, diğerlerini...
Bir yerlerden yine kafanı uzat; biliyorum "Merhaba" gülüşünü, yine satırlarda seni kovalayayım!