Kırık Bir Aşk Hikayesi

Feleğin çemberinden kaç yüzüncü geçişinin dalyasını yapmış iri yarı kabadayıya "Psikolog ne dedi?" diye sorduklarında, "İncinmişim, öyle dedi" cevabı nasıl bir tebessüm getirir! Selim İleri bir yerlerde Ömer Kavur'la yazdığı senaryoyu tartışırken "incinmişlik" daha yakışan... Necatigil'in bir şiirinden uyarladığı film için: "Acı var bir yerlerinde, kırılmışlık; adı 'Kırık Bir Aşk Hikayesi' olsun" demiş, isim öyle kalmış.
Kırılmışlık, kopukluk, incinmişlik hayatın yok yerlerinde... Üstelik heyecanı filan iyice süzülmüş, çay ocağının daha bilmem kaç bardak çıkar havasıyla "Nasıl olsa yerler" diyerek tepsiye dizip zavallı çırağın beklemeden masalara savurduğu, dudak payı bolca bırakılmış çay tadında! Kabullenilmiş bir anında hayatın, belki tamamı öyle yaşanır halde; sıcak çıktı diye yenilmesi, tadı kaçık, ağız yakar... Dinlenmesi, oturması "Ben buyum, buradayım" diyebilecek hale gelmemişlikte tüketilen... Ne tattığı, ne yediği bilinmedik... Bir de "Bu olmamış" ahkamı hemen cepte, çıkar orta yere masaya savur gitsin haliyle yaşananı!
Kırık dediğin bir parça, bilemedin birkaç parça; tamamı tuz buz olmuşluğa nasıl bir yakıştırma bulmalı? Feleğin çemberlerini bilmem kim teyzenin altın yüklü kollarındaki bilezikler gibi takıp kollarına, sonra bir yerlerde sorulduğunda: "İncinmişim!"
Nasıl bir tanım bozukluğu var, nasıl şaşı sayılmaz tam körlük elimize aldığımızda baktığımız? "Bunu sana kaç ayar demişlerdi, kartı var" diyorsun da; "Ben taşa sürttüm be bacım, ya evden birileri..." diye sorulur halde, kartta yazan değil!
Selim İleri halt edecek halde yaşadığımız anların herhangi bir yerinin senaryosu yazılmaya kalksa! Nasıl umarsız, nasıl denk gelmez hallerde yaşıyor oluşumuz... Sırf bir öğleden sonra programında bir ekonomi anlatımında (hani panayırlarda olur bir tutam ipucu, birini çek kazan; ipin ucu nasıl denk gelirse hep mandal, tencereler, tavalar, buzdolapları filan ipucunda hiç denk gelmezler, uçları nerelere kaçıyorsa) pazarcının senin torbana seçtiğin malzemeleri terazi denk gelsin diye dışarı çıkartıp oralardan bir şeyleri sokuşturması benzeri! Biliriz, yaşarız hep... Ne diyelim, yapıyorlar işte! Tuz buz olmuş kırıklıkların incinmişliğe benzerliği, torbaya bunlar atılmış kabullenmesiyle.