Hayatın Masala Dönüştüğü O İnce Eşik

Hayat masal olalı masal anlatıyoruz... Hayatı masal yapmak kolay değil. Önce "Varım" sanıyorsun; sen var olduğun için çevrendekiler senin varlığın için varlar. Sonra hikayelerin oluyor, anlatıyorlar, anlatıyorsun, yaşıyorsun... İçinde bir dolu inanmayla geçiyor hikayeler. Gerçeğe çok benzeyen yalanları; zaten beğenileni o gerçeğe benzer yalanları yaşayarak... Elini uzattığında boşluklar var; hayaller hep yerini almış, boşluk var. Olmadıklarını, yalan olduklarını, gerçeğin var olmadığını, olamadığını; senin, bir başkasının gerçek olmadığını, olamayacağını anladığında... Hikayelerine başka başka algıların, hikayende en çok gerçeğe benzeyenler gerçekmiş gibi var olduklarını öğrendikçe masala dönüyor hayat. Hayatın masal olduğunu biliyorsun; hayatı masal olarak anlatmaya başlıyorlar, başlıyorsun. Hayatı masal olarak yaşamaya, yaşadıklarını masal olarak anlatmaya...
Masalın o kadar değerleniyor, o kadar sen senin kahramanını sevmeye, o kadar çok sevmeye başlıyorsun ki... Buradaki "Ki" o kadar önemli hale gelip seni sen yapmaya başlıyor ve seni sevmeye o kadar ikna ediyor! Doğaya, geldiğin yere, olman gereken yere dönmek için bir gayret... Bir bir yerlere dokunmama, bir yerlerde olmama haline... Elinde tutabildiğin, dokunuca "Ben buradayım," diyerek elini avucunu boşluktan çok dolduran, sokulunca ısınıverebildiğin, ısısını alabildiğin, var olan soluğuna ihtiyacı olan, soluduğuna ihtiyaç duyduğun can dostlarına... Dere, tepe, çiçek, böcek, bir koku, bir soluk... Yağdığında, geldiğinde kapını camını tıkırdattığında dost olarak sana seni kucaklamaya, yüzünü okşamaya can atan yağmur geldiğinde; kapıyı kapatıp içeri kaçmayacağın, çıkıp gökyüzüne bakarak yüzünü okşatacağın... Tıkırdadığında çok uzaklarda yanında olmasını çok istediğin, yanında olmayanlara, olamayanlara inat: "Ben buradayım, seninleyim!" Ruhunu serinleten, biraz "Üstüne bir şeyler al" ürpertisi bile hoşuna giden... Kavuşmalarla gelen yağmur kokusunu en son ne zaman çekip, "Hoşça kal" dediklerin kadar özlenmişlikle çekip çekip... Seni bilmem kaç tane anıya, "Bile atla bir de o hatıralara, anılara bakalım, kapa gözlerini bak geldik"lere taşıyacak... Hani bildiğin bütün güzel kokular hepsi ondaymışçasına ruh haline teslim oluverirsin.
Yoo, "Ben hiç!" diye yüksek sesle inkarlara eyvallah... Belki birileri duyar, iç dünyanda terk edemediğin hala bir şeyler vardır; olsun! Doğa sana hiç kapısını çaldın da açmamazlık yaptı mı? Kapı çalmayı boş ver; ayak sesini duyup da şöyle bir saçını başını toplaya toplaya "Bekliyordum seni, gel bir kahve yapayım sana, gel sohbet edelim," diyerek kapısına dikelmediği oldu mu?
Masal bu anlattık geçti... Kafasının bir yerinde "Ne zaman gelir?" beklemesi hep var, unutma.