Hayatın En Derin Yerlerinden Geçiyorum Artık

– “Her şeyin test edilebildiği bu günlerde bulunamamış bir sürü soru cebimde. Hepsini boş ver bir eksik tarafım var hep, bitirilmemiş ısırılmış bir dilim somun gibi masanın üstünde duran acıkmış bir mide yanında bir el uzatış korkusu hani bilirsin masada daha aç biri çekingenliği. Bir sese sarılmak hem de kollarını öyle sarmacasına değil sımsıkı sarmalamak dolusuyla. Hele sabah kalkıp negatifinden bir film karesi özlemişken tam da sırasında yokluğuna alışmamış olmak yinede. Komik kelimelerle yıllar önce anlattığımız o günlere gelip senelerce bu günlerde yaşıyor olmak. Bir ağız mızıkası melodisiyle gelen kurşunsuz o derin yara bir western filmlerinden bol kanlı çocukların gözlerini kaçırdığı cinsten derinliği gömlek altına saklanmış bir el üstünde. Biliyorsun taa o zamanlar yağmura tutulmuştum, ıslanmak bir aşk öpücüğü sıkıştırılmış bir köşede alınan cinsinden hem de. Dağılmış bir masa bizden sonra nasıl olsa birileri toplar gibisinden”. Ne anlattığını biliyor olmalıydı anlattıkları. Çok eski neredeyse kendi tarafından bile yaşanmış olması imkansız bir zamanlarda yaşanmış olmalıydı. Hani o eski siyah uzun düdükler çalan buharlı lokomotiflerin götürdüğü ayrılık başlangıçlarını anlatıyordu.

hayat

– “Gözlerimi nasıl unutmuş olabilirim gözlerinde. Söylesene unuttum ne renk olduğunu bundan on yıllarca önce yeniden bakmıştım ama yine unuttum neydi. Hep ararken diyorum bakıp bakıp bu değil dediğim gözlerin bana yaptığı bir oyun mu? Bazı zamanlar bu yangı sadece benim payıma düşen mi diye çok sordum kendime. Dünyanın bin bir hali var derler tümüyle yalan bir hali var o da bu hali. Hiçbir şeyi değiştiremiyorsun”. Yılmış olmalıydı. Sesi yılmış olmanın yorgunluğu taşıyordu.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir