Gözünü Kapatınca

Saçı sakalı birbirin karışmış, biraz zayıflamış, yanakları çökmüş, uykusuz sallanışından belli raftan bir bardak aldı, masanın üstündeki şişeden bardağı yarıya kadar doldurdu, dikti kafasına bir yudumda içti. Masaya oturdu, bardağını yine yarıya kadar doldurdu bu sefer içmedi. Masaya geldiğinde gözü yaşlıydı.

Yaşanmışlıklar

Olağan bir soruydu sordu.

– “Bir şey mi oldu neden ağlıyorsun?”

– “Bunlar timsah gözyaşları denir ya onlardan.” Gülümsedi.

– “Timsahı değil ama kaplumbağa’yı ağlarken gördüm. Yumurtluyordu. Yavrularının başına gelecekleri biliyor olmalıydı, ağlıyordu.” Bardağından bir yudum içti. Derin bir nefesle çok eski bir hikayeyi hatırladığını, anlatacağını belli etti bardağı sıvazlarken avucuyla, öyle yapardı.

– “Kadınların çok iten öpüşürken tek ayaklarını kaldırdıklarını, gözlerini kapattıklarını söylemiştim Bir gençlik şehir efsanesiydi, çokça duymuştum nedeyse o kadar çok anlatılmıştı ki emindim diyebilirim. Söyledim. Güldü. Hem de uzunca güldü. Sonra öyle olup olmadığını bilmediğini içten bir öpüşmeyi denemediğini daha denediğinde merak ediyorsam hala beni bilgilendireceğini söyledi. Bana başka bir şey anlattı o zaman. Timsahlar ve Köpek balıkları saldırırken gözlerini kapatırlardı zarar görmesin diyerek. Gözleri kapalı birini görürsem onun saldırmak için hazırlandığını düşünmemin iyi olacağı daha akla yakındı.”

Bardağını dikti kafaya bitirdi. Bir nefes daha aldı derin

– “Bir baktım gözlerini kapatmış bir gün, aklıma geldi. Kaçtım. Ne o derin öpüşmenin hikayesini, ne neden saldıracağını öğrenmedim. Şehri bıraktım, soruları bıraktım, kendi dünyamın en bilinmez yerine geldim. Gözüme bir şey kaçtığında timsah gözyaşları döküyorum böyle.”

Soğuk ve sessizlik geceye işliyordu. Yürekleri de titredi.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir