Gökyüzü Ağlamaya Hazırlanıyor

“Çiçekler zavallı yaratıklardır. Kötülük nedir bilmezler. Ellerinden geldiğince kendilerine güvenmeye çalışırlar. Dikenlerine bakıp bakıp güçlü olduklarını sanırlar”

Yağmur başlamak üzere, karanlık bir gökyüzü daha gündüz. Bir çöl bir yerlerde ayak izlerinin birden başladığı yer. Binlerce çan, binlerce çeşme. Doyulmamış bir yudum su, çok özlenmiş bir çiçek sadece biri için değerli olmanın pek alçak gönüllü olmayan çalımlı sabahları. Bir kuyu çıkrığı sesi ne dersin?

Çiçek

Gökyüzünü özledim, içinde eflatun bulunan gözleri, bir gözyaşına karışmış orada kalmış her şeyi, binlerce çan benim olan o kadar mı?

Sarı altın renkli yılanı bileğine dolanmış, tam o an.

Bir müzik, içinde her şey var her ses, her nefes, her tele dokunma, her tele sürtünme içinde sınırları zorlayan, duvarları yıkan, bir tilki haklı yüreğin köşesine kurulmuşluk sessiz.

Bir katliam, bir yok ediş, bir kayboluş, törensiz bir gömüş, bir yakış ardından gözyaşı sakınmadan bolca biraz müsrifçe dilendiği kadar hoyrat sessiz bakışlarla ortalığa saçılan yoksunluk.

Bir boşa savruluş, kırılmış bütün parçalar yerlerde üstüne basılmasın.

Gökyüzü ağlamaya hazırlanıyor, bir fincan çay, camda damlalar, ardında çan sesleri, beş yüz milyon çeşme kuyu çıkrığının sesine evcilleşilmiş.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir