Eylül Gelmiş

Anlatıyordu.

“Kulenin en tepesine çıktı nefes nefese. Garanti olsun diye bıçağın keskin ucu yukarı gelecek şekilde toprağa dikip öyle çıkmıştı yukarı.”

Garanti olsun diye. Kulenin tepesinden atlayıp bıçağa denk getirdiğinden mi? Getiremeseydi? Getiremese de mi? Getirebilmiş miydi? Getirmeden de mi?

uçurum

‘Babam Romulus’ da çocuğa anlatıyordu.

Çocuk uyanıp uçurumun kenarında olduklarını gördüğünde onlarca arıyı avucuna doldurmaya çalışan babasını görmemiş korkuyla uçurumun dibine doğru baba diye bağırmıştı.

Adam buradayım dedikten sonra onlarca arıyı uçurumun kenarından rüzgara bırakıvermişti.

Hayatında lekeleri vardı, hohlayıp elinin tersiyle gömleğin kenarıyla bir silip parlatmak lazım geliyor gözlük camı gibi. Okyanus yarısı su öyle üflüyor olmalı akşamı, ıslak her taraf, ağladığını bile anlamıyorsun. Bir de martılara şarkılar, şarkılara martılar eşlik etmez mi?

Eylül gelmiş, bir çuval hüzün yanında.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir