Boşver Hava Karanlık

“Casablanca’yı anlatıyorsun. Ben oraya gitmedim seninle bile. “Tekrar çal Sam” dendiğini de seninle duymadım. “Çölde çay” filminde her şey çok güzeldi. Çay bile vardı. Aynı sahnelerde birbirimizi hatırlamış olabiliriz belki sadece ben seni.”

Kağıdı buruşturup atmak geldi bir an aklına. Vaz geçti yırtmaktan, yazmaktan. Gitti müziği biraz daha açtı. Bir kahve koydu kendine ışığı kıstı iyice hava gündüzü bulamamış gündüzü yaşamayı bugün unutmuş olmalıydı.

kahve

Müzikle yazıdan bir süre uzaklaştı. Çölden çıktı. Casablanca uzakta kaldı. Yitirilmiş masumiyetler kaldı kucağında bu içine siyah kaçmış günde.

Çocukluğu fotoğraflarda çöp bacakları üşümeyen. Beyaz kurdeleleri o açılmayan saçlarıyla sabah ağlamışlıkları yanaklarını kızartmış arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğraflar kızca daha kadınlık bulaşmamış olsa bile bir şey olmadı bak geçti gülümsemeleri içinde bolca yalan gülümsemelerli fotoğraflarda.

Biriktirilememiş dostluklar, pipetle sonu çekilemeyen kutularda aşklar, dibine kadar kullanılan güvenler, pamuk ipliği bile olmayan bağlar, güve yemiş kazaklar gibi içinde eskiden saklanılan şimdi çöpe sevgiler.

Gel beraber boş ver hava karanlık kusuyor kahve bir yudum daha.

Bir dost olmalı çölde ki yılan alıp götürmeli.

Kalktı masaya oturdu yeniden buruşturmadığı kağıdı kaldırıp nerede kaldığını okudu.

“Parlak altın rengi bir yılan vardı çölün bir yerinde”

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir