Bir Avuç Soru

Bir sancı inceden kıvrandırmıyor yüz buruşturmacası o kadar. Bir soluksuz ışık sokak lambaları fersiz gölgeler bile masum bir gri. Yağmursuz bir sis yüze dokunan küçük damlalar dudakları özlenmiş bir başka kıvrılış bir şeyler eksik. Bir rüyanın kırıntısı fısıltılı birkaç kelime içinde kristal pırıltıları notalar kamyon yükleri sırtında şarkı ağır giden bir katar.

Masanın ucunda bir avuç soru?

Bir kıvranma.

ağlama gülme

Rüyada görülmüş bir tanıklık. Bir parmak çağrısı bilirsin küçük kıvrılmalarla açılıp kapanan. Rüzgar çağrıyı getiriyor. Bir doğum sancısı birazdan sevmek sevmeye niyetlenmek birden rahatlamak bir küçük çığlığı duymayı beklemek bir sessizlik içinde kımıltılı bir inilti belki bir bağırtı, bir çığlık kimsenin korkmadığı. Özlemiş olmalısın.

Dişlerinin arasında bir taze yeşil roka çıtırtısı onu da özlemişlik.

Bir yukarı mahallenin çocuğu uçurtmanın ipini kopartıp daha uçmadan çalan. Peşinden koşulan uçurtmalar yalnızlık tatsız merhabalar kılıçlanmış sevgiler bir yürek bin bir parça.

Evren boş, bu kadar zaman rastlanmamış olmak. Kırmızı maviyi sevmiş dün denen bir günde.

Hadi gel ağlama bugün. Biraz da yarına kalsın.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir